06 Ocak 2010 Çarşamba

7 şarkı # 2




Destroyer - Blue Flower, Blue Flame

Espers - Afraid

The Antlers - Epilogue

Gutevolk - Portable Rain

Ödland - Sur Les Murs De Ma Chambre

Lady and Bird - Stephanie Says (Velvet Underground Cover)

Smog & Jason Molina - Dress Sexy at My Funeral


belki buradadır.

22 Aralık 2009 Salı

7 Şarkı #1


Oturuyodum, içimden geldi...


Oracles Always Lie - Innate

Jeffrey Lewis - Springtime

H0ney for Petzi - Post Teenage State

Gonzales - Dot

Larkin Grimm - Be My Host

Amandine - Better Soil

Lou Barlow - The One I Call







-Evet bu listede Oracles Always Lie biraz komik duruyor. Her anı değerli onların her!-

17 Aralık 2009 Perşembe

Tara Jane O' Neil


Yıllar evvel, beni var edeceğine dayandığım, sırtımı yasladığım cümleler karmakarışık, asimetrik şekilde zihnimde yer etmeye çalışır iken; dünyada olan biteni fark etmeye kısmen başladıktan hemen sonra; devrik cümlelerimi toparlamaya ramak kala “haavi” diye bir “söylem” 'lügat'ıma ayak basmıştı...
O ki, -nevi şahsına münasır- hallice dirayetli tümcelerini ortaya bırakan, ilkin sanılacağının aksine ne ağyar ne "görüntü", aksine oldukça canayakın biriydi (en azından okuduklarımda gizli olan haavi(: )
Peki bu ana kadar ardalanan kelimelerin, tümcelerin resimde duran hanımefendi ile alakası mı neydi?
O günlerden bi gün; ben görüntüolmayan haavinin karşısında oturadururken, yağmurun aşındıramadığı lakin, lekelediği pencerelerse sırtını yan daireye dayamış şekil bana doğru dikiliyorken; o odada daha başka ne varsak, ne kadarsak, miskinliğimize(!) yenilip haavinin birine, kulak kabartmayı akıl edemememiştik es geçip(!) ... Ve hâla bu güzden bi gün, o günlerden biri tekrar geldiğinde, tüm bu tümcelerin başındaki 'resim' ya da 'fotoğraf'taki hanımefendinin, "sada" ile insana gözkapaklarının verdiği kara kadar derin huzru vaad ettiğini geç fark etmek, idrak etmek; yorgunluğu hissetmek yer yer beriyi "düşündürtünce" cansıkıyor... Belkide bu kadar geç olmamalıydı da 'biz' e yetişmeliydi o.
Miskinim ah.
Tara Jane O' Neil; In Tall Grass ve The Poisoned Mine ı yaptığı için yalnız kaldığımı hissediyorum... Ya da, bu iki parçanın gizi, (yahutta alaimisemadaki kasvetli renkler) insan sevmediği renkleri kuşanınca ortaya çıkıyor ve gözkapakları kapanıyor alelade...

----
Ve Haavi; ehlivufuktur ki, onun blogunda bir sürü "yazı-fotoğraf" size de bir mana kazandırabilir... hiç olmadı baktığınız, aylar sonra kulağınıza iltica ederken aklınıza gelip "teşekkür" etmek güzel bir şeydir...
---
bu da böyle bi anımdır işte.

14 Aralık 2009 Pazartesi

bu female vocalistler <3

norah jones, tara jane o'neil, au revoir simone, lady&bird, bitter:sweet vesaire bi anda hayatıma girdi gibi bi şey. normalde sevmediğim şeyler; seviyorum ama ne neden sevmediğimi ne de neden sevdiğimi anlayabiliyorum!? eskiden "kadınlara sadece şarkı söylenmeli/yazılmalı" diyodum bi de yani...

neyse bizimki gibi bi üslup oldu biraz. neyse

27 Kasım 2009 Cuma

lady and bird

Velvet Underground coverlıyolar (Nico 2000lerde yaşasaydı bence böyle vokal yapardı. güzelliği burada) İzlandalılar ve Walk Real Slow adında müthiş bi şarkıları var... Dinleyin derim.


He bi de; mümkünse bana bi tane IPOD ara kablosu alın, family trip ağır gelicek!


http://rapidshare.com/files/186462662/Lady___Bird_-__experimentalrock.wordpress.com_.rar

22 Kasım 2009 Pazar

Bu günde La Haine' i açtık.

K var; bi de K... Saat 17.30 dolayları; yine saçma bi sentimentalizasyonun içinde kayboluyorum. Çok evvelini; hiç evvelini düşünmeyeli hallice olmuştu ki; gerçekten kendiliğinden oldu herbişeyler...



Hülasa; dün La Haine' i açtığımızda, karşıda saat 10.39 du. Keşke Wish You We Here dinleseydik yan sıranın bitiştiği yerlerde...



Meraklanmıyorum. Vallahi, kesin yapıcak bunu... Yek.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Fonograf



" Sadayı tahrir ve iade eden alet. "
-Ahmet Rasim

Femme Fatale



İşte budur... Yalnız tam karı muhabbeti oldu da; derdim sadece Femme Fatale örneklemesi yapmaktı :)

19 Kasım 2009 Perşembe

Konser!

Otto diye bi yer varmış okulda. Orada bi Jose Gonzalez konseri var 12sinde. Bi de 4 aralıkta Ars Longa' sal bi şeyler mevcut! Lakin; BEN YİNE ANTAKYADA OLCAM LAN DALGA MI GEÇİYORSUNUZ!


Blogumu takip eden bazı frontmenlere duyrulur bu post bünyesinde bir şikayeti barındırmaktadır!

Neriman Teyze Köpekler Bizi İçimizde Kemik Var Diye Mi Isırıyor?




Ali Düşenkalkar... Korkuyorum Anne' yi tek başına götüren adam. Aynı Audrey Tautou' nün Amelie' yi götürdüğü gibi belkide. Ve Korkuyorum Anne' yi biri anlatıcaksa ilk önce ondan söz etmeli kanımca...
Karakterler bakımından filmi ele alırsak kesinlikle bi Nouvelle Vague etkisi "de" görülmekte; ki şahsen izlerken onun sinemasının kaotizminin Reha Erdem' i Türkiyede üzerine en çok kafa yorulası sinemacı yapmayı sağladığını görmekteyim. Sanki bi Yusuf Atılgan- Hermann Hesse öykü kitabı gibi giden senaryosu (o bunalım yok mu o bunalım!); kurgudan uzak durmaya çalışırmış gibi yapan insan ilişkileri biraz fazla filmin içerisinden 'kişiselleştirmece' ye götürmey derdinde olmasa; bir film tadında olduğunu kısa nüanslarla değil de, totalde anlatmaya çabalasa daha iyiymiş gibi geliyor bi de. Ama onun söylediği bi şey var; "bu benim sinemam ve ne istersem onu anlatırım"


Aslında hikaye oldukça uzaktan ve aynı zamanda tanıdık. Karşıya bakmak gibi. Fransa' da tahsil görmüş Reha Erdem' in Fransız Filmi gibi yapması bu! (her filmine bu yaftayı yapıştırmazsam da olmaz ki!) Lakin; sokaklar bizim sokaklarımız (mı?) insanlar bizim insanlarımız (mı?) bu iki soru filmden götürdü beni. Sanki yine biraz fazla sterilize? Ülkenin gerçeği sadece arabesk soundunu kullanmak mıdır? Veyahut; gündelik hayatlarımızdaki "açmazlarımızı" perdeye non-stop şekilde yansıtmak mıdır? Bunu yaparken, başka bi teorim daha var; belki ülkemizin "indie" sinema eksiğini, kendi domestizmiyle Reha Erdem sağlıyordur? Çünkü, bu film gerçekten yapısı bakımından bir çok Türk Filminden farklı!


Neyse; ben Korkuyorum Anne' yi beğendim; ama ne kadar iyi orası tartışılır. Lakin; Reha Erdem' i gün geçtikçe yapmak istedikleriyle kendime yakın görmeye başladım...

en azından hayat var dan güzel...