
Ali Düşenkalkar... Korkuyorum Anne' yi tek başına götüren adam. Aynı Audrey Tautou' nün Amelie' yi götürdüğü gibi belkide. Ve Korkuyorum Anne' yi biri anlatıcaksa ilk önce ondan söz etmeli kanımca...
Karakterler bakımından filmi ele alırsak kesinlikle bi Nouvelle Vague etkisi "de" görülmekte; ki şahsen izlerken onun sinemasının kaotizminin Reha Erdem' i Türkiyede üzerine en çok kafa yorulası sinemacı yapmayı sağladığını görmekteyim. Sanki bi Yusuf Atılgan- Hermann Hesse öykü kitabı gibi giden senaryosu (o bunalım yok mu o bunalım!); kurgudan uzak durmaya çalışırmış gibi yapan insan ilişkileri biraz fazla filmin içerisinden 'kişiselleştirmece' ye götürmey derdinde olmasa; bir film tadında olduğunu kısa nüanslarla değil de, totalde anlatmaya çabalasa daha iyiymiş gibi geliyor bi de. Ama onun söylediği bi şey var; "bu benim sinemam ve ne istersem onu anlatırım"
Aslında hikaye oldukça uzaktan ve aynı zamanda tanıdık. Karşıya bakmak gibi. Fransa' da tahsil görmüş Reha Erdem' in Fransız Filmi gibi yapması bu! (her filmine bu yaftayı yapıştırmazsam da olmaz ki!) Lakin; sokaklar bizim sokaklarımız (mı?) insanlar bizim insanlarımız (mı?) bu iki soru filmden götürdü beni. Sanki yine biraz fazla sterilize? Ülkenin gerçeği sadece arabesk soundunu kullanmak mıdır? Veyahut; gündelik hayatlarımızdaki "açmazlarımızı" perdeye non-stop şekilde yansıtmak mıdır? Bunu yaparken, başka bi teorim daha var; belki ülkemizin "indie" sinema eksiğini, kendi domestizmiyle Reha Erdem sağlıyordur? Çünkü, bu film gerçekten yapısı bakımından bir çok Türk Filminden farklı!
Neyse; ben Korkuyorum Anne' yi beğendim; ama ne kadar iyi orası tartışılır. Lakin; Reha Erdem' i gün geçtikçe yapmak istedikleriyle kendime yakın görmeye başladım...
en azından hayat var dan güzel...